30 Eylül 2007 Pazar

Bir bebeğin günlüğü...

tozludefter | 10:44 | Best Blogger Tips
Süregelen bu hikaye ilk olarak dünyaya merhaba demekle başlayan, yani doğumla birlikte gelen bir maceradır. Doğarsın, ilk anne kokusunu içine çekersin, ve gözlerini daha o sıralar açamazsın. Gün ışığının şiddetli rengi gözüne geldiğinde gözlerin kamaşır bakamazsın. Ellerine minik minik eldivenler takılır, tatlı yüzünü tırnaklarınla bilmeden de olsa çizmeyesin diye. Sonra midendeki minik canavar haykırarak, "Ben acıktımm.. Ingaa, ıngaa.." diyerek feryat figan ağlar. Eee haliyle, bir bebek olarak sende başlarsın ağlamaya. Anne sütünü tadarsın yeni doğumunla birlikte ve anne kokusunu içine, taa derinlere, ciğerlerine kadar çekersin o kokuya doyarcasına. İşte o zaman Annen kelimesinin ne demek olduğunu anlarsın ve içinde hissedersin. Etrafında türlü türlü insanlara merhaba dercesine gülümseyerek onları tek tek inceden inceye süzersin. Ve sana hayranlıkla bakışlarını gizleyemeyen tüm insanları çözmeye çalışırsın. "Acaba kim bu?" "Neden bana bakıp duruyor?" "Niye böyle hareketler yapıyor?"... gibi bir çok soru dolaşır kafanın içinde. Daha sonra öpmeler mi dersin, sarılamlar mı dersin, "Amanda aman güzel bebek.." diye hitap etmeler mi dersin. Bu kelimelerin havada uçuştuğu bir odada kalırsın başbaşa. Anne, baba ve seni seven diğer insanlar. Her biride senin için gelmiştir. Yeni doğumun sonunda nasıl bir bebeğin dünyaya geldiğine şahit olabilmek için. Gülümseyişini, bakışını ve dünyaya tanımaya dair attığın ilk adımları görmeyi çok isteyen bir ailen vardır yanında. Zaman artık bardaktan boşanırcasına akmaya vede bir çırpıda geçmeye başlar. Artık yavaş yavaş büyümeye başlarsın. Daha minik bir bebeksin, yürümeyi, konuşmayı, koşmayı, atlayıp zıplamayı dahi bilemezsin. Dizlerinin vede ellerinin üstünde yavaş yavaş emeklemeye çalışırsın. Seni gören annen ve babansa "Afferin benim yavruma.." "Aferin bebeğime.." gibi sözlerle senin bu başarının her adımını takdir vede övgüyle tebrik ederler. Sonra ayakta durmayı öğrenirsin. Düşmemek adına her yolu denemeye çalışırsın. Oturulan koltukların kenarlarını tutarak yavaş yavaş sağa sola yürümeye çalışırsın, birde bakmışsın artık yürüyorsun. Zaman öyle çabuk vede hızlı geçmekte ki, daha dün emeklerken bu gün yürümenin ilk adımını atarak mutluluğunu bir tebessümle birlikte ailenle paylaşıyosun. İlk cümleni söylemeye çalışıyorsun. O sihirli kelimeyi "Anne" kelimesini dudaklarının arasından rahatlıkla çıkartmayı başarıyorsun. Annense seni kucaklayıp bağrına basıyor. "Yavrum.." "Bebeğim.." diyerek senin bu ilk sözünü duyduğu için dünyalar onun oluyor. Nedense ilk olarak bebekler çoğunlukta "Anne" kelimesini telaffuz ederek söyleyebiliyorlar. Eee nede olsa kendisini 9 ay karnında taşıyarak doğumundan şuanki yaşantısına kadar beslemnesinden yıkanmasına kadar her zaman vede hep yanında olan o muhterem insan, eli ayağı öpülesi kadındır Anne... Ondan olsa gerek bebekler çoğunlukta ilk telaffuz edebildiği kelimedir Anne..


Artık anaokuluna gitme vakti gelmiştir. Ama nedendir bilinmez hiç annesinden ayrılası gelmez insanın. Her ne kadar anaokulu hiçte kötü bir yer olmasada, eğitici vede öğretici yanları olsada miniklerin korkulu rüyası haline gelebilmekte. Ben 2 defa anaokuluna gittim:) Nedeni; doğduğum ilçeden başka bir ilçeye taşınmamız gerektiğinden dolayı yarım sezon doğduğum yerde, diğer yarım sezonsa yeni gittiğimiz ve babamın iş bulduğu diğer ilçede devam ettim. Anaokulunda ağlayan mı dersin gözyaşları ve burunları sel olup akanlar mı dersin.. Türlü türlü çocuklar bir araya gelerek çeşitli oyunlar oynar, sütlerini içerler, uyurlar uyanırlar oyuncaklarla oyun oynamaya çalışılar...


Yıllar böyle akmaya devam eder, artık okul vakti gelmiştir. Eğitime, öğretime sıra gelmiştir. İlk okullu olursun ve yine ağlamaklı bakışlar bekler seni okula başladığın ilk gün. Annemden ayrılamamıştım ben ilk gün ve çok zor olmuştu bu benim için. Tanımadığın çocuklar tanımadığın insanlar gelerek bir arada okulda aynı ortamda aynı havayı solumak bana oldukça zor gelmişti. Nihayetinde okula alışırsın çocuklara vede öğretmenlere. İlk olarak kalemle defter karalamaya çalışırsın bir şeyler yapabilme çabası içerisinde kendince vede hayal gücünce birşeyler karalarsın vede bunu büyük bir cesaretle öğretmenine gösterirsin :) O da sana "Aferin yavrum.." der. Oturursun yerine. Bu 2 kelimeyi duyduğunda keyiften dört köşe olursun. Ve sonra tahtaya şu cümleler yazılır; "Ali ata bak.", "Ali topu tut.", "Emel eve gel.", "Işık ılık süt iç". İlk bu kelimeleri görür ne anlam ifade ettiğini çözmeye çalışırız. Ali'nin ata bakmasını, topu tutmasını, Emel'in eve gelmesini, Işığın ılık bir süt içmesini her ne kadar önemsemesekte ilk bu cümlelerle okumaya adım atmışızdır. Sonra fasulyelerle sayılar saymaya çalışmak, Her bir harfi tek tek deftere yazmalar... İlkokul çağın böyle süre gelir gider.


Liseye gelirsin ve artık bir delikanlı/genç kız olmuşsundur. Saçlarını tararsın, jöleler sürersin ve yakışıklı olmaya uğraşırsın. Tokalar takarsın, saçlarını tararsın üzerine çeki düzen verirsin, çok tatlı ve şirin bir kız olmaya çalışırsın. Bir erkek/kız arkadaşın olur. Beraberce dolaşırsınız okulda yada okul çıkışında. Bir yerlerde oturursunuz karşılıklı birşeyler içersiniz. Gençlik döneminizi doyasıya yaşarsınız. Sınavlara birlikte hazırlanır, derslere birlikte çalışırsınız. Artık yavaş yavaş yetişkinliğe doğru adım atarak büyümeye ve daha da büyümeye devam edersiniz. Okulun bando takımına girersin kız/erkek arkadaşın seni o anda bile yalnız bırakmaz ve hep seni izler. Yaptığınla gurur duyar cesaretinden vede yeteneğinden ötürü seni uzaktanda olsa tebrik edercesine sana gülümser. İçin içine sığmaz onu gördükçe mutluluktan havalara uçarsın. Varsa yoksa onu düşünürsün ama tabi diğer yandanda derslerini düşünürsün. Bazen dersin önüne geçse dahi yinede onsuz yapamaz hale gelirsin. Üniversite dönemine artık az bir zaman kalmıştır. Bir bakmışsın deli gibi çalıştığını ve bir yerlere gelebilmek için diğer öğrencilerle yarış içerisindesin..

"Devam edecek"

Devamını Oku

28 Eylül 2007 Cuma

naneli yoğurt

tozludefter | 01:04 | Best Blogger Tips

Bir kaç günden beridir kendimi tam bir mücadelenin içinde buldum. "Ne mücadelesi..?" dediğinizi duyar gibiyim. İşte size güzel bir cevap.. Kilo verme mücadelesi :) Aslında ben buna seneler öncesi başlamam gerektiki şuanda bu mücadele içinde bulmazdım kendimi. Her neyse artık olanlar olmuş bitenler bitmiş. Şimdiden sonra geçmişe dönme imkanımızında milyarı bırak katrilyarda sıfır bilmem kaç bir ihtimal bile yok. Hatta katiyen yok. Ama geleceğimiz var, önümüzde Allah'ım kaderimize ne yazdıysa o kadar yaşayacağız. Tabi tek temennim sağlıklı olduğu kadar bu kilolardan kurtularak güzel bi hayata yeni bir imajla sırıtarak "Merhaba" demeyi çok istiyorum :) Yıllardır biriktirdiğim ve açığa çıkmayan daha doğrusu ne kadar debelensede dışarıya çıkamayan o güzelim duyugularımı zayıfladığımda haykırmak istiyorum. "İşte hayat bu..." diye.
Vakti zamanında büyük küçük bacaksızlardan az buz (laf)top atışı yemedim. Ağızlarından (bal yerine, sebzeler ve yemeklik sözler)çıkan her bir kelimeyle öğlen olsun akşam olsun enfes birer yemek yapılabilir derecedeydi. Şimdi diyeceksiniz ki,
"Ne yemeği..?"
Şöyle ki;
-Şişko domates,
-Yarım kilo da patates,

Siz olsanız bu iki sebzeden ne yapardınız? Öğlen akşam vakti hiç fark etmez, enfes bir patates yemeği yapabilirsiniz :) Şişkomu şişko bir domatesle bolca domatesimiz var birde yarım kiloda en irilerinden patatesimiz var. Ohh bir orduyuda besleriz herhalde öyle değilmi:) O sıralar oldukça iriydim ve onlarada hak veriyorum bana böyle söylediklerinde yanaklarım domates başka yerlerim patates gibiydi. Kilom dersen ilkokulda 60lardaydı orta okulda 90 larda. Onlardan köşe bucak kaçar oluyordum yada üzerlerine gitsende kiloların sana izin vermez koşamazsın, onlar kaçar sen kovalarsın. Gün geldi bana o lafları söyleyenlerin her biri Allah'ından buldu onlarada ben güldüm bu da ayrı bi konu :)) Amaan bak şimdi patates, domates dedimde aklıma kurt düştü derler hani işte öyle bir duyguyla "Yemek" düştü aklıma :) Gelde yeme şimdi.
"Bu saatte de artık yenilmez ki canım.." Haklısınız gecenin ley limi limi limi ley zamanında saaat sabaha karşı 1.19 sularında da yemek yenmez ki. Ama itirafta bulunayım. Yaklaşık olarak 1 saat kadar önce Yoğurtun içerisine 1 çorba kaşığı "Keten tohumu" ile karıştırdıktan sonra üzerinede bolca nane döktüm, onuda karıştırdıktan sonra oturarak afiyetle yedim. Ama ne yalan söyliyeyim öyle güzel gitti ki, midemdeki o kırk yıldan beri aç kalmış gibi hırıldayan canavarı susturmayı başardı. Yoksa yoğurdun etkisiyle uyuttumu ha nedersiniz? Sizce ;) Öte yandan benide bir uyku tutmasınmı böyle otobüste kasislerden geçerken sallanırsın ya ayakta uykudan ölürsün işte onun gibi. Sallana sallana bi hal oldum. Amma velakin yoğurt hem içimi serinletti hemde o canavarı bir çırpıda susturdu. Aferin kendi adıma tebrik ettim. Çok güzel iş başardı :) Özellikle kilolarıyla büyük bir harp içinde olanlar, yeteri kadar cephanesi kalmamış artık "Beyaz" bayrağı çekerek teslim olma durumuna gelmiş olan arkadaşlar. Size harika bir tavsiyem var. Az önce bahsettiğim "Keten tohumu" ile ilgili karışımı sizde hiç aksatmadan, yatmadan evvel yaklaşık 2 saat kadar önce bir güzel tüketin. Ardından aç karna sabah olabilir, oruç tutanlar sahur zamanıda sahur yemeğinizi yemeden önce bu karışımı yerseniz açlık hissi inanın ki duymuyorsunuz. Yada duysanız bile eskisinden dahada dayanıklı bir hale geliyorsunuz. Şiddetle tavsiye ederim. Sindirim sisteminide harikulade çalıştırmakta. Ama dediğim gibi 1 yemek kaşığından fazla sakın koymayın miktarın dozajıını kaçırmayın. Olumsuz etkileri olabilir diyorlar ve hamile bayanlar, çocuklar bu karışmdan uzak dursunlar. Yazıma artık burada Son, The End,
Ende, последний verirken herkese sağlıklı harika bir gün dilerim.

Blogsuz kalmayın, blogla yaşayın. İyi bloglar :)

Devamını Oku

26 Eylül 2007 Çarşamba

Havada bir kaç bulut..

tozludefter | 13:55 | Best Blogger Tips
Ne yazsam bilkmem ki.. Eee üüü kem küm diyede yazı yazılmaz dimi kardeşim:) O zaman bi kaç bişi kararlıyım 2 dk. Bu gün günlerden salı(sanki bilmiyoz). Kastamonu'nun kavurucu vede solaryum etkisini bürüyen hava yerini insanın içini üşüten üzeri bulutlarla kaplı ve titreten bi hali aldı. Eee böyle olunca her ne kadar dışarıda olmasanda bir üşüme geliyo üzerine inceden inceye. Esen rüzgarda kendi halinde olan ağaçların belini büküveriyo pehlivan güreşçiler misali:) Memleketimin hava durumu bunlardan ibaret... "Sen şimdi bize ne diye hava durumundan bahsediyon kardeşimm??.." diyenleriniz vardır aranızda mutlaka. Haklısınız ama içimden geldi söyliyim dedim:)
Bakarsınız bu taraflara yolunuz düşerde gelirseniz hasta olmayasınız diyede şey ettim.. Biliyorsunuz ki Kastamonu'lular oldukça misafir perverdirler daha doğrusu genel olarak konuşmak gerekirse Türk insanımız toplum olarak her kesimde böyledir çok misafirperverdirler. Diyeceğim o ki; bu ararlar buralar oldukça serinledi üstünüzü kalın giyinin :) ...

Devamını Oku

Çok Tatlı Bir Meleğin Yaptığı Şahane Bir İyilik...

tozludefter | 13:20 | Best Blogger Tips

Eda Suner ablacığımın katkılarıyla vede çabalarıyla Devin ablamın kemoterapi tedavisi gördüğü hastane odasında eksik olan koltukların alımı için kampanya başlatmıştı ve bu kampanya nihayetinde güzel bir haberle noktalandı. Gelin birde neler yapmışlar onları okuyalım;

Muhteşem Bir Haberim Var!


Hani demin dedim ya bir sürprizim var diye işte sürprizim. Bu gün hiç yazı yazmadım evde değildim neredemiydim? Okumaya devam…

Hatırlarsınız 4 Eylül’de yazdığım bu Cerrahpaşa Hastanesi’ne Devin’ciğim Aracılığı ile Tam Destek ve 5 Eylül’de yazdığım bu yazımı Melekler Geldi

Canım dostum kuzu kuzu pembem Devin’im yani Bir Kedinin Hatıraları 16 Eylül’de bunu yazmıştı.

(Sabah uçuyorum İstanbul’a. Zaman geçiyor valla. Yeni koltuklarda ilk kemoterapi olacak bakalım. Neyse, bu da bitince kalacak bir tane. Havalar sıcak hala, denize girmeye devam. İstanbul soğukmuş, yanıma ne alacağımı bilemedim. Neyse, evde uzun kollu bir şey buldum, onu götürüyorum. Eh, 35 dereceden 25 dereceye gidince ciddi bir mevsim farkı oluyor. Gerçi burada da geceler serinlemeye başladı şükür. Ama daha Kasım ortasına kadar soba filan yakmayız. Babam ve Oğlum’u seyrettim. Çok güzel film olmuş, öyle dedikleri gibi fena bir duygu sömürüsü filan da görmedim ben. Duygusal, güzel bir film olmuş işte. Daha ne olsun yani. Döndüğümde görüşürüz sevgili günlükçüm. Şu fotoğraf makinesini bulsam iyi olacak. Kalkayım onu arayayım bari.)

Vee evet bu gün yani 18 Eylül 2007′de Devin kuzusu İstanbul’daydı. Cerrahpaşa Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğinde 6 saat süren kemoterapi için. Sabah 11 gibi yanındaydım dostumun. Düşünsenize 4 Eylül’de Devin’imizin başlattığı kampanyaya destek olmak için yazdım ve siz güzel dostlar da ona destek oldunuz hepinize Devin adına ve şahsım adına minnettarım. 5 Eylül’de ise müjdeli bir haberle Devin’le telefonda çığlık ata ata konuştık. Resmen kalbim yerinden fırlayacaktı! Sevinçten ağlamak bu olsa gerek dedim kendi kendime. 5 Eylül’de yazdığım bu yazımda ki Melekler Geldi ve bize bunları haber etti.

Yazının devamı için TIKLAYIN!


Devamını Oku

Bu ayda Ramazan'ı ağırlıyoruz evlerimizde...

tozludefter | 13:15 | Best Blogger Tips


Ramazan ayının geldiği günden bu yana öyle bereketli oldu ki sofralar rabbimize şükürler olsun Ramazan ayı kıtlık içerisinde değil aksine bereketiyle birlikte geldi. Ama orucunda verdiği etkiyle yemeklerle savaşırcasına alakadar oluyoruz. Midemiz ve beynimizin komutasında nasıl start veriyosak yemeye soluğu göbekte kocaman şişlik vede üzerimizde kendinizden bi kişi daha olmuşçasına yükle kalkıyoruz sofradan. Ondan sonra oflamak aman demeler başlar inceden inceye. Ardından namaz vakti gelir çatar iki eğilip doğruluncaya kadar zaman sanki asır gibi geçer olur ve bir an evvel bitmesini istersin namazın ağır bir işte çalışmış gibi yorulursun yediğin yemeğin etkisiyle.. Nihayetinde namazın bitiminde ya olduğun yere yığıla kalırsın yada bir yere uzanıp renlki rüya alemine dalmışsındır. (Şu an bendede olduğu gibi :) )
Ramazan ayı tüm müslüman alemine en güzel şekilde hayırlarıyla bereketiyle ve tüm güzelliğiyle gelir ve bizlere o güzel anları yaşatır inşaallah(üç nokta...)

Devamını Oku

neden toZLu DefteR..?

tozludefter | 13:14 | Best Blogger Tips
Tozlanmış vede yıllanmış defterlerimizi hep saklamışızdır ve üzerlerine bir iki kalem tozuda mutlaka bulaştırmışızdır yada bi şekilde bulaşmıştır. Ama yazı olarak ama kir pas olarak. Kimi zaman hayatımızı sığdırmışızdır o tozlu sayfalara, kimi zamanda hayata hazırlandığımız anları... Yani okulda karalamışzdır bir kaç satır bir kaç sayfa. Zaman hızla akıp geçmiş ve ardına bakmaya korkar olmuşsundur. Ya acılar gizlidir geçmişinde yada tatlılar vardır allerji yapacak derecede. Nihayetinde büyüyüp kocaman olmuşuzdur ve artık "Atta" gitmeler, Lolipop şekerler yemeler, Tahtrevallilere binmeler, Dönme dolaplarda dönmeler devri kapanmıştır. Şimdi artık kocaman adam olduk yada kadın olmuşuzdur. İş hayatının zorlu maratonunda girmişizdir ve halende koşmaktayız yada o maratona hazırlanmaktayız. Evlenip çoluğa çocuğa karışmışızdır ama evliliğe adım atmadıysakta ya yalnızızdır yada yanı başımızda sevgilimiz vardır. Seni terk etmeden önce veya ayrlma kararını almadan önce yanınızdadır. Hayat böyle işte sevdiklerin bu gün belki yanındadır ama yarın ne olacağı hiç belli olmuyo uzun lafın kısası sakız gibi uzadıkça uzamış bu yazıya son noktayı koymak istiyorum. Benimde tozlu defterimde meltem esintisi gibi yaşadıklarım geldi geçti ve artık köşeye attığım defterimin tozlarını silme vakti geldi. Neden iki hoh hoh bi püf püf yapmaklada bu tozlar silinmiyo gitmiyo. Galiba anladım, öylesine yapışmışki ben diyeyim şeker siz diyin yağ. Olacağı bu işte. offf off hayata karşı offlamaktan başka çare kalmıyo bazen.. amaaannn ammada çok karaladım bu kadar yeter sayfa yırtılacak artık yazmaktan :)

bittiii......

Devamını Oku

Nerden başlasam ki şimdi...

tozludefter | 02:11 | Best Blogger Tips
Daha blog hayatına emeklemeden sonra ilk adımı atarak gelmiş biri olarak buraya ne karalayacağımı dahi henüz kararlaştırmış değilim ancak küçük bir doğaçlama sonrası dökülen kelimelerin ne derece akıcı olabileceğini dahi hesaplayabilmiş değilim. Şimdiye kadar hiç blog sahibi olmadım ve blog'a nasıl yazı yazılır ne şekilde yazılar yazılır yada tarz olarak nasıl yazılır onu dahi bilmiyorum tek bildiğim kem küm etmeden konuşabildiğim tek yer burası yani parmaklarımdan dökülen ıslak kelimeler.. Umarım pek fazla saçmalamadan son noktayı koyabilirim . ... İşte bukadar.. ;)

Devamını Oku

 

blogger templates | Make Money Online