20 Aralık 2007 Perşembe

tozludefter | 03:41 | Best Blogger Tips


Devamını Oku

tozludefter | 03:39 | | Best Blogger Tips
HAYIRLI BAYRAMLAR
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Devamını Oku

2 Aralık 2007 Pazar

Bir İnsanlık Ayıbı..

tozludefter | 13:29 | Best Blogger Tips
ACIBADEM HASTANESİ BAŞHEKİMLİĞİNE
Eşim Güray Kurt 13.07.2007 günü TEM yolunda geçirdiği trafik kazası neticesinde Adapazarı yakınlarındaki TOYOTA Hastanesine kaldırılmış ve ilk müdahale olarak başındaki yarıklar dikilmiş, beyin tomografisi çekilmiş, gece saat 24.00 e kadar gözetim altında tutularak ambulansla başka bir hastaneye nakledilmesine izin verilmiştir. Başındaki yarıklardan başka sırtında boynunda ve belinde aşırı derecede ağrılar olan eşimi istanbul’da yaşıyor olmamız ve evimize yakınlığı nedeniyle gece yarısı 01.30 civarında KOZYATAĞI ACIBADEM Hastanesine getirdik.

Acil servise alınan eşimin genel durumuna bakıldı ve hemen yeni bir tomografi çekilmesine karar verildi, ben elimde toyoto hastanesinden getirdiğim tomografiler olduğunu söylediğim halde, kendi cihazlarımızla çekmemiz ve görmemiz lazım denilerek getirdiklerime bakmaya bile lüzum görülmeden reddedildi.....

Tomografi sonucu beyinde bir hasar olmadığı, vucutta da darbeler, ezikler bulunduğu ağrıların da bunlardan kaynaklandığı birkaç saat gözlem altında tutulduktan sonra eve gönderilebileceği söylenerek gece 01.30 dan sabah saat 10.00 civarına kadar, acil serviste neden bekletildiğimiz ve bundan sonraki aşamada ne olacağı bize açıklanmadan bekletildik. Bu arada acil servis doktorları 3 kez değişti, her gelen yeni doktora durumumuzu yeniden anlattık.

Sonunda sabah 10.00 civarında doktor Mehran Sohrabifar geldi, tomografileri gördü ve acil hemşirelerine sinirli bir şekilde bu kadar ciddi ve acil bir hasta olduğu halde niçin kendisine haber verilmediğini sordu ve “en önce benim görmem gereken hasta en son bana gösteriliyor” şeklinde tepkisini belirterek, diğer doktorlarla bir takım telefon görüşmeleri yaptı ve o dakikadan itibaren kaç tanesinin gelip gittiğini hatırlayamadığım çeşitli branşlarda doktorlar gelip giderek, MR çekilmesine karar verdiler. MR’a son derece ilkel bir yöntemle çarşaflarla bir sedyeden diğer sedyeye bohça atar gibi aktarılarak götürülen eşim yarım saat sonra geri geldiğinde kaza geçirdiği andan beri var olan ağrıları daha da artmış vaziyetteydi...yine çarşaflarla yataktan diğer yatağa aynı yöntemlerle taşındı. Bir müddet sonra gelen genel cerrah ve orotopedi uzmanları önce sırtında bir iki kırık olduğunu, daha sonra gelen başka bir doktor, boynunda da bir iki kırık olduğunu söyledi. Her yeni gelen doktorla neresinde ne var endişesiyle bekler olduk. Sonunda sırt omurlarında birkaç basit kırık olduğu boynunda da iki küçük kırık olduğu bunların korse ile 6 hafta’da düzelebileceği şeklinde bir teşhis kondu. Hazırlanan T şeklindeki bütün korsenin yatarken de kullanılması gerektiği söylendi ????.. Korse ile ilgili bir medikal şirket sorumlusu çağrıldı, ölçü aldı ve ancak 7 gün sonra korseyi getirmek üzere gitti. Hastaneden çıkmadan önce hekimlerden bir tanesi, 3-4 gün sonra hastanızı getirin göğüs cerrahi uzmanı da bir görsün dedi, bu gün niye görmüyor diye sorduğumda, doktorumuz şimdi yok, siz randevu alın dedi, kımıldamaması gereken bir hastayı hastaneye nasıl getireceğim dediğimde ise, evet biraz zor olacak gibi bir cevapla karşılaştım ve hastamızı kaşık sedyesi olan bir ambulans çağırarak eve getirdik.

Acıbadem hastanesinden, elimizde bir reçete, bir pansumancı telefonu, bir korseci telefonu ve hastanenizin güvenlik memurunun el yazısıyla kargacık burgacık yazmış olduğu bir raporla ayrıldık.

Evde bekleme sürecinde hastamla ilgili danışmamız gereken konularda hastaneden kimi arayıp kiminle konuşacağımı bilemedim, zira elimde reçeteyi yazan doktor isminden başka bir isim bile yoktu, acilde tutulduğumuz sürede bir yığın doktor geldi, gitti, ama hiç biri böyle bir hastanın bundan sonraki tedavisini üstlenmedi. Bu konuda hiç kimse de bizi bilgilendirmedi .Ayaküstü gelip isimlerini söyleyip giden hekimlerinizin zaten ancak birer kere görebildik. Hastanedeyken korsemizle ilgilenen ve reçeteyi yazan ortopedist Afşar beyin tavsiye ettiği pansumancının telefonunun arayarak Afşar beyin cep telefonuna ulaştım, ve sorularımı gerekli cevapları aldım

Evde birkaç gün sonra eşimin belinde ağrıların artması nedeniyle korseyi tavsiye eden doktoru Afşar beyi bulmaya çalıştım, cep telefonundan ulaşamadım hastaneden ulaşmaya çalıştığımda ise izinli olduğu söylediler.

Daha önceki yıllarda geçirdiği kaza nedeniyle eşimin belinde kırık olduğunu ve korse ile tedavi edildiğini şimdi yeni bir korsenin hazırlandığını, ancak belinde bu kaza ile ilgili yeni bir problem varsa bu korsenin uygun olup olmayacağını öğrenmeye çalışıyordum ancak başarılı olamadım, zira benimle muhattap olacak kimse yoktu. Dakikalarca süren mücadele ile değişik servislere bağlanarak derdimi önce asistanlara anlatmaya çalıştım. Sonunda telefonuma bağlanan ortopedistlerinizden birinden yalvararak eşimin tetkiklerini incelemesini ve beli ile ilgili bir tetkik yapılıp yapılmadığının bana söylenmesini istedim. Belle ilgili böyle bir tetkik yapılmamıştı, sadece boyun ve sırt bölgesinde MR çekilmiş ve oralarda kırıklar tespit edilmişti. Telefonda görüştüğüm doktora, kullanılmak üzere yapılan korse belinde sorun olan biri için kullanılacak türden mi diye sorduğumda ise; uygun olmaz bel eğiminin farklı olması gerekir cevabını aldım. Bu korseyi takmak için hasteneye mi geleceğiz dediğimde, hayır gerek yok, korseciler onu getirip hastaya takarlar cevabını aldım, bunun doktor kontrolunda takılması gerekmiyor mu diye soruduğumda hep böyle yapılıyor korseciler takıyor gibi bir cevap aldım ve endişelerim iyice arttı.

Eşimin bel ağrıları daha da artınca hastanenizden ancak birkaç kez gidip gelerek alabildiğimiz MR çekimlerinin CD’lerini aldık, birkaç beyin cerrahı ve ortopediste incelettik, öncelikle bu çekimlerin kötü olduğu, net görünemediği söylendi, ayrıca hastanenize geldiği andan beri şuuru açık olup, bütün gece sırtı boynu ve beli ağrıdığını söyleyen bir hastadan defalarca kan alınıp tetkikler yapılmış, sadece boyun ve sırt MR’ı çekilmiş ama niyeyse beliyle ilgili hiçbir inceleme yapılmamıştı.

Biz yeni bir ambulans çağırarak eşimi bütün omuragasının MR ını çektirmek üzere başka bir sağlık kuruluşuna götürdük, sırt omurlarındaki kırıklar, göğüs kafesindeki ve boyun omurlarındaki kırıklar tek tek tespit edildi, omurdaki kırıklardan bir tanesinin içe göçük olması ve omuriliğe baskı yapıyor olması nedeniyle başka tetkikleri de yapıldıktan sonra

AMELİYATA ALINDI...

AMA;

Sayenizde 1 haftayı elimiz kolumuz bağlı bir şekilde korse bekleyerek ve yatağa bağlanmış halde vakit kaybederek geçirmiş olduk...

SON DERECE RİSKLİ OLAN BİR OMURGA KIRIĞINI BASİTE İNDİRGEYİP, KAÇ TANE OLDUĞUNA BİLE DOĞRU DÜRÜST KARAR VEREMEYİP....BELKİ DE EŞİMİN BUNDAN SONRAKİ YAŞANTISINI SAKAT OLARAK GEÇİRMESİNE SEBEP OLACAKTINIZ.....


Bütün bu kepazeliğin bedeli ise yaklaşık 4000 YTL idi...

Bütün bu olanları eğer okuma zahmetinde bulunduysanız. Hastenenizdeki acil servisin ne kadar yetersiz ve ilgisiz olduğu, gelen acil hastaların ne kadar sahiplenilmediği ve acil durumdaki bir hastanın ne kadar ilgisiz bir şekilde bütün gece buz gibi bir serviste yatırılarak bekletildiğini umarım anlatabilmişimdir. İnsanların en aciz ve çaresiz olduğu zamanlarda herşeyi kabullenir bir ruh halinde olduğunu çok iyi biliyorsunuz .Eğer tesadüfen Mehran bey gibi bir doktorunuz olmasaydı eşim sayenizde belki de sakat kalacaktı.

En son eşim adına kesilen faturanın bir kopyasının tarafıma faksla gönderilmesini istedim, aldığım cevap, şu an burası çok yoğun, ben ilgili doktorumuzla konuşup size döneyim oldu, telefonum alındı ama 15 gündür kimse bana dönmedi.

Bu kadar kötü bir gecenin benim yanıma acı hatıra olarak kalması mümkün değil, En azından çevremdeki insanları uyarmak adına şimdi bu yazıyı İsviçre’den Avustralya ya kadar yayılmış olan yüzlerce kişiden oluşan mail arkadaşlarıma göndereceğim, tabii onlar da kendi arkadaşlarına ve dahil oldukları yazışma gruplarına gönderecekler. Ayrıca bu konu sadece mail listelerine değil;

Sağlık Bakanlığı,

Türk Tabipler Birliği,

Tüketiciyi Koruma Derneği Adreslerine de göndereceğim.

İnsan hayatına ve sağlığına hiç önem verilmeyen kuruluşunuzu şiddetle kınıyor, başka hastaların başına da aynı çirkin olayların gelmemesi için sizleri ve yetkilileri uyarıyorum.

Aynur Demirtaş Kurt

Devamını Oku

Sabah kalktım, gözlerime inanamadım..YÜZ FELCİ

tozludefter | 11:54 | Best Blogger Tips

Perşembe sabahı gözümü açtığımda yüzümde bir uyuşukluk vede gerginlik hissettim.. Ama uyku sersemliğiyle ne olduğunu tam olarak kavrayamadım. Derken saatler birbirini kovaladı, akşam oldu ama yüzümdeki gerginlik vede uyuşukluk geçmiş değildi... Ben halen daha ne olduğumu anlayamadan dışarıya çıktım ama dr'a bile gitmek aklıma gelmedi ciddi bişi olabileceğini düşünmeden pervasızca dolaştım sokaklarda bir tanıdığı ziyarete gittim. Oldukça sıkıntılı dk.lar benimle birlikteydi. Apartopar hastaneye gittim ve pretisyen dr'un tetkikleri neticesinde "Yüz felci başlangıcı" tanısı konuldu. İlaçlar eşliğinde tedavi süreci başlamış oldu. 6 Saat içerisinde müdahale edilseydi daha kısa sürede tedavide sonuç kaydedileceği söylendi ancak insan her zaman ne yapacağını nasıl hareket edeceğini düşünemediği kadar o an akıllı adım dahi atamıyor. Dün akşamdan itibaren ilaç tedavisine başladım ve pazartesi nörolog dr'a kontrole gideceğim. Dûalarınızı eksik etmeyin umarım geçici bir rahatsızlıktır bu. İnsan başına gelmeyince ve başından geçmeyince cidden hiç birşey düşünmüyor ve hiç bir yerinin değerini bilmiyor. Siz siz olun dışarı çıkarken çok iyi giyinin ve rüzgardan korunun özellikle duş aldıktan sonra çok iyi kurulanın öyle çıkın dışarıya. Tuz kullanırkende dikkat edin az tuz kullanın vücudunuzun sağlığı için bu çok önemli...
Sağlıklı vede mutlu günler dilerim.

Devamını Oku

Uzun bir aradan sonra yine ben...

tozludefter | 11:52 | Best Blogger Tips

Evet arkadaşlar bir ayı aşkındır bloguma yazı yazamadım ama oldukça zor günler geçirdim yoksa blogsuz ve sizsiz kalabilirmiyim :S Teyzemlere yardım için okullarına gittim oradada bağlantı oldukça kötü ilçeden uzakta bir yer olduğu için internete bağlanma fırsatımda olmadı. Ardından daha önceden cafesinde çalıştığım ve abim olarak gördüğüm eski patronumun dedesi vefat etti onun üzüntüsü ve şaşkınlığı ile gittim cenazesini defnetmeye hayat böyle işte bu gün varız ama yarın var mıyız yok muyuz hiç bir şeyin garantisi yok. Bir çok ürünün belli bir zaman içinde garantisi var ama insanın hiç bir garantisi yok. tek garantimiz güçlür bir İMAN... Lütfen hayatı sırf yaşamak için yaşamayın kendiniz için ve diğer haytatınız içinde birşeyler yapın...

Sevgiyle kalın..

Devamını Oku

26 Ekim 2007 Cuma

>>>>>HAPPY BIRTHDAY TUĞBA<<<<

tozludefter | 11:20 | | Best Blogger Tips

M u T L l u Y ı L L a R

NİCE MUTLU YENİ GÜZEL YILLARA
SAĞLIK, BAŞARI VE HUZURLA DOLU
BİR ÖMÜR GEÇİRMENİ TEMENNİ EDERİM

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN TUĞBA
(BİR GÜN GECİKTİ AMA KUSURA BAKMA:( )


Devamını Oku

22 Ekim 2007 Pazartesi

tozludefter | 22:27 | Best Blogger Tips

Yazmamı bekliyorsun hep;
senin "ne" kadar önemli olduğunu.
Beyazı ters çevirebilsen, istemezdin belki.
Bağırmamı istiyorsun hep;
"sensiz yapamam" diye..
Sağır kalsan, istemezdin belki.
Saymamı istiyorsun sensiz saatleri;
"anlamsızlığımın en çekilmez hali" diye.
Zamanını yitirsen, istemezdin belki.
Anlatmamı istiyorsun hep;
İçinde seni andıran renklerin tamamını.
Bütün renkleri tüketseydin, istemezdin belki.
Bunların hiçbirinin olmadığını düşünüyorsun belki.
Bil ki;
Dilim söyleseydi,
Elim yazardı belki

Devamını Oku

Sensiz

tozludefter | 22:24 | Best Blogger Tips



Günler Sensiz Geçiyor Bu Günlerde
Sensiz hep bu sıla
Senin gözlerini görememek
Sesini duyamamak varlığını hissedememek
Zor geliyor bana

Her şey zor bugünlerde
Hayat zor, yaşamak zor
Aşık olmak zor,
Sevmek daha zor.

Geç kalınmış aşklar var
Geç kalınsada sevmek güzel
İnsanın kalbi dinlemiyor ki hiçbir şeyi
Dinlemiyor ki dünyadaki gerçekleri
Deli gibi atmaktan vazgeçmiyor ki
Sen ordasın ama sana uzanamıyor
Tutamıyor ellerini
Öpemiyor o al yanağından.


Tuncay Çelik

Devamını Oku

Siz hangisini tercih ederdiniz?

tozludefter | 21:39 | Best Blogger Tips
Ewan 22 yasina o sene basmisti, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanin asaletini tasiyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savasa katilmak üzere Ingiltere'den ayrilacakti, hiç birseyden korkmuyordu ama duygusalligi nedeniyle, ülkesinden ayrilma fikri zor geliyordu ona. "Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardi arkasina yazilmaya baslandi. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açiyorlardi. 2 sene bu sekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmis, her mektuptan ayri tatlar almislardi. Ewan'in ülkeye geri dönme zamani gelmisti, son mektubunda Holly'i görmek istedigini yazdi. "Ancak seni taniyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen" diye ekledi. Holly bulusmayi kabul etti fakat resmi göndermedi. "Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz degil mi? Yakama kirmizi bir çiçek takacagim." dedi. Günler birbirini kovaladi ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indigi ilk anda gözleri Holly'i aradi. Bir müddet bakindi, sonra kalabaligin arasindan simdiye dek gördügü en güzel kadin belirdi. Uzunboylu, çok güzel vücutlu, uzun sari saçli, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhtesem bir kadindi. Kadina dogru bir adim atti, ama yakasinda hiç birsey yoktu. Kadin gözlerine bakti ve "Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?" diye sordu. Tam o sirada güzel kadinin omuzunun üzerinden, yakasinda kirmizi çiçek olan kadini gördü. Kisa boylu, sisman sayilacak kiloda, gri kisa saçli, tozlu uzun pardisesü ve kalin bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan saskindi, az önce hayatinda gördügü en güzel kadindan bir teklif almisti ancak karsisinda da yüregine asik oldugu kadin duruyordu. Kendini toparladi ve yanindan geçen dünyalar güzeli kadina aldirmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanimalarini saglayan kitap vardi. Elini uzatti, "Merhaba Holly" dedi gözlerinin içi gülerek. "Pardon" dedi kadin."Ben Holly degilim. Az önce buradan geçen sari saçli mavi elbiseli bayan yakama bu çiçegi takti ve bunun hayatinin sinavi oldugunu söyledi. Sizi garin çikisindaki cafe'de bekliyormuş...

Devamını Oku

13 Ekim 2007 Cumartesi

Yorum Sizin..(!)

tozludefter | 21:19 | Best Blogger Tips

Yalnızlığa dayanırım da,
Bir başınalığa asla
Yaşanmak hoş değil, duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla... Korkmam..!
Geçinip gideriz biz mutluluğa, Ama;
"Günün aydın,
akşamın iyi olsun"
Diyen biri olmalı,
Bir telefon sesi çalmalı,
Ara sıra da olsa kulağımda...
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta...
Karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya. Ama:
"Çaya kaç şeker atarsın?"
Diye soran bir ses olmalı ya
Ara sıra..!

Can Yücel

Devamını Oku

O eski bayramlar...

tozludefter | 19:58 | Best Blogger Tips
Eskiden bayramlar ne güzeldi öyle değil mi? Akraba ziyaretleriyle sevgiler tekrar bütünleşir, aile bağları daha da kuvvetleşirdi. Geliş gidişler çoğalırdı bu günlerde ve evleri bir kalabalık beklerdi bayram sabahıyla birlikte. Tatlılar yapılır, börekler açılır, çörekler pişirilirdi bayram öncesi bayrama hazırlık olarak. Mutfaklarımızı bir tatlı kokular sarardı insanı kendinden geçirir derecede. O güzel kokuyu kokladığında sanki karnında senfoni orkestrası kurulmuş konser verir bir biçimde sesler çıkardı...:) hadi yemede dur! :) Ne güzeldi eskiden ne güzeldi.. Ev ev dolaşılırdı bayramlaşmak için ve büyük bir heyecan duyulurdu bayramlaşırken, çocukluğumuzda farklı insanlar vede farklı yaşam tarzlarıyla gülümseyen insanlar tanırdık. Bayram sevinci sabahın ilk ışıklarında başlar, bayram bitene kadar devam ederdi. İnanılmaz bir huzur kaplardı içimizi, dedelerimizin ve nenelerimizin yumuşacık tonton ellerini öpüp alnımıza koyduğumuzda yüzlerindeki o güzel tebessümse bir başka hoştu doğrusu, öyle değil mi? :) Ahh ah... O günleri çok özlüyorum. Şuanda bakıyorumda etrafıma.. "Selam.."'la başlayan vede "İyi bayramlar.."'la biten bir bayramlaşma dialoğuyla karşı karşıyayız. Açıkçası bayram havasının eski sertliği dahi kalmamış. Sıradanlaşmışçasına bir güne bürünmüş adeta. Eskisi kadar sıkı fıkı olunan bir bağ malesef kalmamış. Gelişen dünya ve hayatla birlikte, eskiye özgü güzelliklerse kaybolmaya vede yok olmaya mahkumlaşmışçasına giderek bizlerden uzaklaşmakta... Umarım tamamiyle bayramlarlaşmaktan uzaklaşmayız ve bu vesileyle arkadaşlık, dostluk bağlarımıza da gereken önemi vererek daha da güçlendiririz. Mutluluklarla vede huzurla dolu daha Nice bayramlara.. BAYRAMINIZ TEKRAR KUTLU OLSUN.
En kötü gününüz Bayram havasında olsun...


Devamını Oku

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

tozludefter | 19:45 | Best Blogger Tips
SEVGİYLE, SAYGIYLA, SEVİNÇLE VEDE MUTLULUKLARLA DOLU BİR BAYRAM GEÇİRMENİZ DİLEKLERİMLE. BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN. EN KÖTÜ GÜNÜNÜZ BAYRAM HAVASINDA OLSUN. NİCE MUTLU BAYRAMLARA...

Devamını Oku

Uzun bir aradan sonra tekrar "Merhaba"

tozludefter | 19:35 | Best Blogger Tips

Bilgisayarımdan kaynaklanan bir sebepten dolayı 10 günden beri bloguma bi türlü giremiyodum. Şu an cafeden giriyorum ve en kısa zamanda bilgisayarımdaki sorunu halletmeye çalışacağım. Sizlerle yine yazılarımı paylaşmaya devam edeceğim... Sevgiyle kalın. Hoşçakalın.

Devamını Oku

3 Ekim 2007 Çarşamba

Öylesine...

tozludefter | 16:14 | Best Blogger Tips

Y
YAALLNNIIZZLLIIKK

Hani dünyanın sonu gelmişçesine herşey üstüne gelir ya,

Hani ruhunuz daralır, duvarlar üstünüze üstünüze düşer gibi olur ya...

İşte böyle bir anı yaşadığında gözyaşlarını tutamazsın, sel olur akar inceden inceye.

Etrafındaki insanlar sana bakar durur, ne olduğunu ve ne hale geldiğine acınır bir bakışla bakar, süzer seni baştan sona. Sen yine tek başınasındır, herşeyinle yaşadıklarının tam ortasındasındır. Sana karşın söylenen her söz, yüreğine bir bıçak yarası daha açarcasına kanatır, kanatır acını kat kat arttırır. Ruhun ızdırap çeker keskin bakışların gölgesinde gizli her bir düşünceyle. Kalakalırsın kendinle başbaşa, Ağlasam mı? Gülsem mi? Ne yapsam ? diye durursun. Acınılacak bir durumun yoktur aslında, ama yüreğin acılar içinde kıvranır, kaçmak için bir yol,küçük bir delik arar kaçıp kurtulmaya.. Tüm yaşanılanlardan sıyrılmaya, mutlu bakışların ve güzelliklerin olduğu pembe sıcak rüyalara... Sevgin dünyalara bedel olsada karamsarlık kara bir gölge gibidir her bir zerreciğinin peşinde. Sen kaçarsın o kovalar. Her ne kadar bu kovalamacadan bıkmış, usanmış olsanda, kaderinin bir yazgısı olduğunu düşündükçe umutsuzluğun Göbek adın olduğunun farkına varırsın.

Bazen ruhun çıldırır, bazende yüreğin yerinden çıkarcasına heyecanlanır. Kimi zaman sevdiklerin bir kanadını incitir, kimi zamanda kanayan yaranı bir jilet darbesiyle daha da derinleştirir.
Kim saracak bu yaraları? Kim sevecek incinen kanatlarını? Buhranlı bir zamanında sürüklenip gidecekmiyiz geleceğin bilinmeyen yarınlarına? Ne olacağından, ne biteceğinden habersiz karanlık bir odada ışığın yanmasını ve bir mumun alev almasını mı bekliyeceğiz?

Ey Hayat (!)

Göster artık gerçek yüzünü(!) Dindir artık kırbaçlayan zamanın kamçısını. Ruhuma verdiğin acıyı hafiflet, ya tamamen bitir yada YOK ET...

Devamını Oku

30 Eylül 2007 Pazar

Bir bebeğin günlüğü...

tozludefter | 10:44 | Best Blogger Tips
Süregelen bu hikaye ilk olarak dünyaya merhaba demekle başlayan, yani doğumla birlikte gelen bir maceradır. Doğarsın, ilk anne kokusunu içine çekersin, ve gözlerini daha o sıralar açamazsın. Gün ışığının şiddetli rengi gözüne geldiğinde gözlerin kamaşır bakamazsın. Ellerine minik minik eldivenler takılır, tatlı yüzünü tırnaklarınla bilmeden de olsa çizmeyesin diye. Sonra midendeki minik canavar haykırarak, "Ben acıktımm.. Ingaa, ıngaa.." diyerek feryat figan ağlar. Eee haliyle, bir bebek olarak sende başlarsın ağlamaya. Anne sütünü tadarsın yeni doğumunla birlikte ve anne kokusunu içine, taa derinlere, ciğerlerine kadar çekersin o kokuya doyarcasına. İşte o zaman Annen kelimesinin ne demek olduğunu anlarsın ve içinde hissedersin. Etrafında türlü türlü insanlara merhaba dercesine gülümseyerek onları tek tek inceden inceye süzersin. Ve sana hayranlıkla bakışlarını gizleyemeyen tüm insanları çözmeye çalışırsın. "Acaba kim bu?" "Neden bana bakıp duruyor?" "Niye böyle hareketler yapıyor?"... gibi bir çok soru dolaşır kafanın içinde. Daha sonra öpmeler mi dersin, sarılamlar mı dersin, "Amanda aman güzel bebek.." diye hitap etmeler mi dersin. Bu kelimelerin havada uçuştuğu bir odada kalırsın başbaşa. Anne, baba ve seni seven diğer insanlar. Her biride senin için gelmiştir. Yeni doğumun sonunda nasıl bir bebeğin dünyaya geldiğine şahit olabilmek için. Gülümseyişini, bakışını ve dünyaya tanımaya dair attığın ilk adımları görmeyi çok isteyen bir ailen vardır yanında. Zaman artık bardaktan boşanırcasına akmaya vede bir çırpıda geçmeye başlar. Artık yavaş yavaş büyümeye başlarsın. Daha minik bir bebeksin, yürümeyi, konuşmayı, koşmayı, atlayıp zıplamayı dahi bilemezsin. Dizlerinin vede ellerinin üstünde yavaş yavaş emeklemeye çalışırsın. Seni gören annen ve babansa "Afferin benim yavruma.." "Aferin bebeğime.." gibi sözlerle senin bu başarının her adımını takdir vede övgüyle tebrik ederler. Sonra ayakta durmayı öğrenirsin. Düşmemek adına her yolu denemeye çalışırsın. Oturulan koltukların kenarlarını tutarak yavaş yavaş sağa sola yürümeye çalışırsın, birde bakmışsın artık yürüyorsun. Zaman öyle çabuk vede hızlı geçmekte ki, daha dün emeklerken bu gün yürümenin ilk adımını atarak mutluluğunu bir tebessümle birlikte ailenle paylaşıyosun. İlk cümleni söylemeye çalışıyorsun. O sihirli kelimeyi "Anne" kelimesini dudaklarının arasından rahatlıkla çıkartmayı başarıyorsun. Annense seni kucaklayıp bağrına basıyor. "Yavrum.." "Bebeğim.." diyerek senin bu ilk sözünü duyduğu için dünyalar onun oluyor. Nedense ilk olarak bebekler çoğunlukta "Anne" kelimesini telaffuz ederek söyleyebiliyorlar. Eee nede olsa kendisini 9 ay karnında taşıyarak doğumundan şuanki yaşantısına kadar beslemnesinden yıkanmasına kadar her zaman vede hep yanında olan o muhterem insan, eli ayağı öpülesi kadındır Anne... Ondan olsa gerek bebekler çoğunlukta ilk telaffuz edebildiği kelimedir Anne..


Artık anaokuluna gitme vakti gelmiştir. Ama nedendir bilinmez hiç annesinden ayrılası gelmez insanın. Her ne kadar anaokulu hiçte kötü bir yer olmasada, eğitici vede öğretici yanları olsada miniklerin korkulu rüyası haline gelebilmekte. Ben 2 defa anaokuluna gittim:) Nedeni; doğduğum ilçeden başka bir ilçeye taşınmamız gerektiğinden dolayı yarım sezon doğduğum yerde, diğer yarım sezonsa yeni gittiğimiz ve babamın iş bulduğu diğer ilçede devam ettim. Anaokulunda ağlayan mı dersin gözyaşları ve burunları sel olup akanlar mı dersin.. Türlü türlü çocuklar bir araya gelerek çeşitli oyunlar oynar, sütlerini içerler, uyurlar uyanırlar oyuncaklarla oyun oynamaya çalışılar...


Yıllar böyle akmaya devam eder, artık okul vakti gelmiştir. Eğitime, öğretime sıra gelmiştir. İlk okullu olursun ve yine ağlamaklı bakışlar bekler seni okula başladığın ilk gün. Annemden ayrılamamıştım ben ilk gün ve çok zor olmuştu bu benim için. Tanımadığın çocuklar tanımadığın insanlar gelerek bir arada okulda aynı ortamda aynı havayı solumak bana oldukça zor gelmişti. Nihayetinde okula alışırsın çocuklara vede öğretmenlere. İlk olarak kalemle defter karalamaya çalışırsın bir şeyler yapabilme çabası içerisinde kendince vede hayal gücünce birşeyler karalarsın vede bunu büyük bir cesaretle öğretmenine gösterirsin :) O da sana "Aferin yavrum.." der. Oturursun yerine. Bu 2 kelimeyi duyduğunda keyiften dört köşe olursun. Ve sonra tahtaya şu cümleler yazılır; "Ali ata bak.", "Ali topu tut.", "Emel eve gel.", "Işık ılık süt iç". İlk bu kelimeleri görür ne anlam ifade ettiğini çözmeye çalışırız. Ali'nin ata bakmasını, topu tutmasını, Emel'in eve gelmesini, Işığın ılık bir süt içmesini her ne kadar önemsemesekte ilk bu cümlelerle okumaya adım atmışızdır. Sonra fasulyelerle sayılar saymaya çalışmak, Her bir harfi tek tek deftere yazmalar... İlkokul çağın böyle süre gelir gider.


Liseye gelirsin ve artık bir delikanlı/genç kız olmuşsundur. Saçlarını tararsın, jöleler sürersin ve yakışıklı olmaya uğraşırsın. Tokalar takarsın, saçlarını tararsın üzerine çeki düzen verirsin, çok tatlı ve şirin bir kız olmaya çalışırsın. Bir erkek/kız arkadaşın olur. Beraberce dolaşırsınız okulda yada okul çıkışında. Bir yerlerde oturursunuz karşılıklı birşeyler içersiniz. Gençlik döneminizi doyasıya yaşarsınız. Sınavlara birlikte hazırlanır, derslere birlikte çalışırsınız. Artık yavaş yavaş yetişkinliğe doğru adım atarak büyümeye ve daha da büyümeye devam edersiniz. Okulun bando takımına girersin kız/erkek arkadaşın seni o anda bile yalnız bırakmaz ve hep seni izler. Yaptığınla gurur duyar cesaretinden vede yeteneğinden ötürü seni uzaktanda olsa tebrik edercesine sana gülümser. İçin içine sığmaz onu gördükçe mutluluktan havalara uçarsın. Varsa yoksa onu düşünürsün ama tabi diğer yandanda derslerini düşünürsün. Bazen dersin önüne geçse dahi yinede onsuz yapamaz hale gelirsin. Üniversite dönemine artık az bir zaman kalmıştır. Bir bakmışsın deli gibi çalıştığını ve bir yerlere gelebilmek için diğer öğrencilerle yarış içerisindesin..

"Devam edecek"

Devamını Oku

28 Eylül 2007 Cuma

naneli yoğurt

tozludefter | 01:04 | Best Blogger Tips

Bir kaç günden beridir kendimi tam bir mücadelenin içinde buldum. "Ne mücadelesi..?" dediğinizi duyar gibiyim. İşte size güzel bir cevap.. Kilo verme mücadelesi :) Aslında ben buna seneler öncesi başlamam gerektiki şuanda bu mücadele içinde bulmazdım kendimi. Her neyse artık olanlar olmuş bitenler bitmiş. Şimdiden sonra geçmişe dönme imkanımızında milyarı bırak katrilyarda sıfır bilmem kaç bir ihtimal bile yok. Hatta katiyen yok. Ama geleceğimiz var, önümüzde Allah'ım kaderimize ne yazdıysa o kadar yaşayacağız. Tabi tek temennim sağlıklı olduğu kadar bu kilolardan kurtularak güzel bi hayata yeni bir imajla sırıtarak "Merhaba" demeyi çok istiyorum :) Yıllardır biriktirdiğim ve açığa çıkmayan daha doğrusu ne kadar debelensede dışarıya çıkamayan o güzelim duyugularımı zayıfladığımda haykırmak istiyorum. "İşte hayat bu..." diye.
Vakti zamanında büyük küçük bacaksızlardan az buz (laf)top atışı yemedim. Ağızlarından (bal yerine, sebzeler ve yemeklik sözler)çıkan her bir kelimeyle öğlen olsun akşam olsun enfes birer yemek yapılabilir derecedeydi. Şimdi diyeceksiniz ki,
"Ne yemeği..?"
Şöyle ki;
-Şişko domates,
-Yarım kilo da patates,

Siz olsanız bu iki sebzeden ne yapardınız? Öğlen akşam vakti hiç fark etmez, enfes bir patates yemeği yapabilirsiniz :) Şişkomu şişko bir domatesle bolca domatesimiz var birde yarım kiloda en irilerinden patatesimiz var. Ohh bir orduyuda besleriz herhalde öyle değilmi:) O sıralar oldukça iriydim ve onlarada hak veriyorum bana böyle söylediklerinde yanaklarım domates başka yerlerim patates gibiydi. Kilom dersen ilkokulda 60lardaydı orta okulda 90 larda. Onlardan köşe bucak kaçar oluyordum yada üzerlerine gitsende kiloların sana izin vermez koşamazsın, onlar kaçar sen kovalarsın. Gün geldi bana o lafları söyleyenlerin her biri Allah'ından buldu onlarada ben güldüm bu da ayrı bi konu :)) Amaan bak şimdi patates, domates dedimde aklıma kurt düştü derler hani işte öyle bir duyguyla "Yemek" düştü aklıma :) Gelde yeme şimdi.
"Bu saatte de artık yenilmez ki canım.." Haklısınız gecenin ley limi limi limi ley zamanında saaat sabaha karşı 1.19 sularında da yemek yenmez ki. Ama itirafta bulunayım. Yaklaşık olarak 1 saat kadar önce Yoğurtun içerisine 1 çorba kaşığı "Keten tohumu" ile karıştırdıktan sonra üzerinede bolca nane döktüm, onuda karıştırdıktan sonra oturarak afiyetle yedim. Ama ne yalan söyliyeyim öyle güzel gitti ki, midemdeki o kırk yıldan beri aç kalmış gibi hırıldayan canavarı susturmayı başardı. Yoksa yoğurdun etkisiyle uyuttumu ha nedersiniz? Sizce ;) Öte yandan benide bir uyku tutmasınmı böyle otobüste kasislerden geçerken sallanırsın ya ayakta uykudan ölürsün işte onun gibi. Sallana sallana bi hal oldum. Amma velakin yoğurt hem içimi serinletti hemde o canavarı bir çırpıda susturdu. Aferin kendi adıma tebrik ettim. Çok güzel iş başardı :) Özellikle kilolarıyla büyük bir harp içinde olanlar, yeteri kadar cephanesi kalmamış artık "Beyaz" bayrağı çekerek teslim olma durumuna gelmiş olan arkadaşlar. Size harika bir tavsiyem var. Az önce bahsettiğim "Keten tohumu" ile ilgili karışımı sizde hiç aksatmadan, yatmadan evvel yaklaşık 2 saat kadar önce bir güzel tüketin. Ardından aç karna sabah olabilir, oruç tutanlar sahur zamanıda sahur yemeğinizi yemeden önce bu karışımı yerseniz açlık hissi inanın ki duymuyorsunuz. Yada duysanız bile eskisinden dahada dayanıklı bir hale geliyorsunuz. Şiddetle tavsiye ederim. Sindirim sisteminide harikulade çalıştırmakta. Ama dediğim gibi 1 yemek kaşığından fazla sakın koymayın miktarın dozajıını kaçırmayın. Olumsuz etkileri olabilir diyorlar ve hamile bayanlar, çocuklar bu karışmdan uzak dursunlar. Yazıma artık burada Son, The End,
Ende, последний verirken herkese sağlıklı harika bir gün dilerim.

Blogsuz kalmayın, blogla yaşayın. İyi bloglar :)

Devamını Oku

26 Eylül 2007 Çarşamba

Havada bir kaç bulut..

tozludefter | 13:55 | Best Blogger Tips
Ne yazsam bilkmem ki.. Eee üüü kem küm diyede yazı yazılmaz dimi kardeşim:) O zaman bi kaç bişi kararlıyım 2 dk. Bu gün günlerden salı(sanki bilmiyoz). Kastamonu'nun kavurucu vede solaryum etkisini bürüyen hava yerini insanın içini üşüten üzeri bulutlarla kaplı ve titreten bi hali aldı. Eee böyle olunca her ne kadar dışarıda olmasanda bir üşüme geliyo üzerine inceden inceye. Esen rüzgarda kendi halinde olan ağaçların belini büküveriyo pehlivan güreşçiler misali:) Memleketimin hava durumu bunlardan ibaret... "Sen şimdi bize ne diye hava durumundan bahsediyon kardeşimm??.." diyenleriniz vardır aranızda mutlaka. Haklısınız ama içimden geldi söyliyim dedim:)
Bakarsınız bu taraflara yolunuz düşerde gelirseniz hasta olmayasınız diyede şey ettim.. Biliyorsunuz ki Kastamonu'lular oldukça misafir perverdirler daha doğrusu genel olarak konuşmak gerekirse Türk insanımız toplum olarak her kesimde böyledir çok misafirperverdirler. Diyeceğim o ki; bu ararlar buralar oldukça serinledi üstünüzü kalın giyinin :) ...

Devamını Oku

Çok Tatlı Bir Meleğin Yaptığı Şahane Bir İyilik...

tozludefter | 13:20 | Best Blogger Tips

Eda Suner ablacığımın katkılarıyla vede çabalarıyla Devin ablamın kemoterapi tedavisi gördüğü hastane odasında eksik olan koltukların alımı için kampanya başlatmıştı ve bu kampanya nihayetinde güzel bir haberle noktalandı. Gelin birde neler yapmışlar onları okuyalım;

Muhteşem Bir Haberim Var!


Hani demin dedim ya bir sürprizim var diye işte sürprizim. Bu gün hiç yazı yazmadım evde değildim neredemiydim? Okumaya devam…

Hatırlarsınız 4 Eylül’de yazdığım bu Cerrahpaşa Hastanesi’ne Devin’ciğim Aracılığı ile Tam Destek ve 5 Eylül’de yazdığım bu yazımı Melekler Geldi

Canım dostum kuzu kuzu pembem Devin’im yani Bir Kedinin Hatıraları 16 Eylül’de bunu yazmıştı.

(Sabah uçuyorum İstanbul’a. Zaman geçiyor valla. Yeni koltuklarda ilk kemoterapi olacak bakalım. Neyse, bu da bitince kalacak bir tane. Havalar sıcak hala, denize girmeye devam. İstanbul soğukmuş, yanıma ne alacağımı bilemedim. Neyse, evde uzun kollu bir şey buldum, onu götürüyorum. Eh, 35 dereceden 25 dereceye gidince ciddi bir mevsim farkı oluyor. Gerçi burada da geceler serinlemeye başladı şükür. Ama daha Kasım ortasına kadar soba filan yakmayız. Babam ve Oğlum’u seyrettim. Çok güzel film olmuş, öyle dedikleri gibi fena bir duygu sömürüsü filan da görmedim ben. Duygusal, güzel bir film olmuş işte. Daha ne olsun yani. Döndüğümde görüşürüz sevgili günlükçüm. Şu fotoğraf makinesini bulsam iyi olacak. Kalkayım onu arayayım bari.)

Vee evet bu gün yani 18 Eylül 2007′de Devin kuzusu İstanbul’daydı. Cerrahpaşa Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğinde 6 saat süren kemoterapi için. Sabah 11 gibi yanındaydım dostumun. Düşünsenize 4 Eylül’de Devin’imizin başlattığı kampanyaya destek olmak için yazdım ve siz güzel dostlar da ona destek oldunuz hepinize Devin adına ve şahsım adına minnettarım. 5 Eylül’de ise müjdeli bir haberle Devin’le telefonda çığlık ata ata konuştık. Resmen kalbim yerinden fırlayacaktı! Sevinçten ağlamak bu olsa gerek dedim kendi kendime. 5 Eylül’de yazdığım bu yazımda ki Melekler Geldi ve bize bunları haber etti.

Yazının devamı için TIKLAYIN!


Devamını Oku

Bu ayda Ramazan'ı ağırlıyoruz evlerimizde...

tozludefter | 13:15 | Best Blogger Tips


Ramazan ayının geldiği günden bu yana öyle bereketli oldu ki sofralar rabbimize şükürler olsun Ramazan ayı kıtlık içerisinde değil aksine bereketiyle birlikte geldi. Ama orucunda verdiği etkiyle yemeklerle savaşırcasına alakadar oluyoruz. Midemiz ve beynimizin komutasında nasıl start veriyosak yemeye soluğu göbekte kocaman şişlik vede üzerimizde kendinizden bi kişi daha olmuşçasına yükle kalkıyoruz sofradan. Ondan sonra oflamak aman demeler başlar inceden inceye. Ardından namaz vakti gelir çatar iki eğilip doğruluncaya kadar zaman sanki asır gibi geçer olur ve bir an evvel bitmesini istersin namazın ağır bir işte çalışmış gibi yorulursun yediğin yemeğin etkisiyle.. Nihayetinde namazın bitiminde ya olduğun yere yığıla kalırsın yada bir yere uzanıp renlki rüya alemine dalmışsındır. (Şu an bendede olduğu gibi :) )
Ramazan ayı tüm müslüman alemine en güzel şekilde hayırlarıyla bereketiyle ve tüm güzelliğiyle gelir ve bizlere o güzel anları yaşatır inşaallah(üç nokta...)

Devamını Oku

neden toZLu DefteR..?

tozludefter | 13:14 | Best Blogger Tips
Tozlanmış vede yıllanmış defterlerimizi hep saklamışızdır ve üzerlerine bir iki kalem tozuda mutlaka bulaştırmışızdır yada bi şekilde bulaşmıştır. Ama yazı olarak ama kir pas olarak. Kimi zaman hayatımızı sığdırmışızdır o tozlu sayfalara, kimi zamanda hayata hazırlandığımız anları... Yani okulda karalamışzdır bir kaç satır bir kaç sayfa. Zaman hızla akıp geçmiş ve ardına bakmaya korkar olmuşsundur. Ya acılar gizlidir geçmişinde yada tatlılar vardır allerji yapacak derecede. Nihayetinde büyüyüp kocaman olmuşuzdur ve artık "Atta" gitmeler, Lolipop şekerler yemeler, Tahtrevallilere binmeler, Dönme dolaplarda dönmeler devri kapanmıştır. Şimdi artık kocaman adam olduk yada kadın olmuşuzdur. İş hayatının zorlu maratonunda girmişizdir ve halende koşmaktayız yada o maratona hazırlanmaktayız. Evlenip çoluğa çocuğa karışmışızdır ama evliliğe adım atmadıysakta ya yalnızızdır yada yanı başımızda sevgilimiz vardır. Seni terk etmeden önce veya ayrlma kararını almadan önce yanınızdadır. Hayat böyle işte sevdiklerin bu gün belki yanındadır ama yarın ne olacağı hiç belli olmuyo uzun lafın kısası sakız gibi uzadıkça uzamış bu yazıya son noktayı koymak istiyorum. Benimde tozlu defterimde meltem esintisi gibi yaşadıklarım geldi geçti ve artık köşeye attığım defterimin tozlarını silme vakti geldi. Neden iki hoh hoh bi püf püf yapmaklada bu tozlar silinmiyo gitmiyo. Galiba anladım, öylesine yapışmışki ben diyeyim şeker siz diyin yağ. Olacağı bu işte. offf off hayata karşı offlamaktan başka çare kalmıyo bazen.. amaaannn ammada çok karaladım bu kadar yeter sayfa yırtılacak artık yazmaktan :)

bittiii......

Devamını Oku

Nerden başlasam ki şimdi...

tozludefter | 02:11 | Best Blogger Tips
Daha blog hayatına emeklemeden sonra ilk adımı atarak gelmiş biri olarak buraya ne karalayacağımı dahi henüz kararlaştırmış değilim ancak küçük bir doğaçlama sonrası dökülen kelimelerin ne derece akıcı olabileceğini dahi hesaplayabilmiş değilim. Şimdiye kadar hiç blog sahibi olmadım ve blog'a nasıl yazı yazılır ne şekilde yazılar yazılır yada tarz olarak nasıl yazılır onu dahi bilmiyorum tek bildiğim kem küm etmeden konuşabildiğim tek yer burası yani parmaklarımdan dökülen ıslak kelimeler.. Umarım pek fazla saçmalamadan son noktayı koyabilirim . ... İşte bukadar.. ;)

Devamını Oku

 

blogger templates | Make Money Online